keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Zemin > Kilim
Kilimler gizli bir dil konuşur
      Kilimler, düğümlerden oluşan çok eski bir alfabenin ördüğü gizli bir dille konuşuyor. Kilimler, ‘kilimce’ konuşuyor. Kimyon ve hardal otundan üretilmiş parlak sarılar, unutmabeni çiçeği ile dağ lavantasının demir kazanlarda günler ve gecelerce kaynatılmasıyla kotarılmış cıvıltılı yeşillerin hemen yanı başında duruyor. Ötede taze ceviz kabuğundan damıtılmış yakıcı kızıl bir kahverengi. Bir renk cümbüşü içindeyiz. Hepsi de zengin bir tabiattan doğal yollarla elde edilmiş ve yıllar geçtikçe solacaklarına, parlaklıkları daha da artmış yüzlerce renk, gözlerimizde bir ebemkuşağı gibi kıvılcımlanıyor. Sumak otundan alınmış morumsu kahverengiler, pelit ile servi kozalaklarının kaynatılmasıyla bulunmuş parlak siyahlar bizi uzak ve tenha dağ başlarına, oralardan geçen Yörüklerin kıl çadırlarına götürüyor. Türkiye’nin ulu dağlarını, ıssız koyaklarını, göçerlerden başka kimselerin ayak basmadığı sarp geçitlerini anlatan renkler, en az kendileri kadar etkileyici olan motif ve desenlerde boy gösteriyor.
     
     Renkler, kurt ayağı, akrep, muhabbet kuşu, koç boynuzu, sine desen, çoban gülü, ejder, bülbül yuvası, yayla gülü, keçi boynuzu, çengel, saç bağı, küpe, el, su, madalyon, kandil, kumru ve hayat ağacı motiflerinin üzerinde menevişler yapıyor. Bütün bu renk ve desenlerin düğüm düğüm sıralandığı kimi büyük, kimi küçük kilimler ise, görmüş geçirmiş bir Anadolu bilgesi gibi sessizce duruyorlar bir süre. Sonra ansızın kilimler konuşmaya başlıyor. Kilimler, düğümlerden oluşan çok eski bir alfabenin ördüğü gizli bir dille konuşuyorlar. Kilimlerin güçlükle duyabildiğimiz fısıltıları, geçmiş günleri, çoktan unutulmuş alışkanlıkları, savaş yıllarının acı ve sıkıntılarını, barış zamanının bolluk ve bereketini, umutsuz aşkları, ara sıra yaşanan mutlulukları, çokça yaşanan üzüntüleri, doğum ve ölümleri, düğünleri, kına gecelerini, uzak ellere gelin gitmiş genç kızların ana baba hasretini ve kendilerini dokuyan yorgun ellerin sahibi olan kadınların hikayesini anlatıyor. Kilimler, ‘kilimce’ konuşuyor…
     
Kilimlerin gizli dili
      Konunun uzmanları, kilim dokumacılığını insan diline benzetiyorlar. Bu kilimlerdeki motifler, gerçekten de sembolik bir dilin alfabesi gibi. Nasıl yazılan ve konuşulan dilde bir takım dilbilgisi kuralları varsa, Anadolu kilimlerinin de, kendini atkılarda ve çözgülerde gösteren kendine özgü ‘dilbilgisi’ kuralları, görsel bir dile ait ve geçerliliğini hâlâ koruyan ilkeleri, bir dizi artistik prensipleri var. Bu kilimleri dokuyanlar, ister boyalı, ister boyasız yün ipliklerle attıkları çözgü ve atkılarla ölümsüz, kendi zamanlarının ötesinde motifler yaratacak ince dokumacılık ayrıntıları kullanmakla kalmamış, iki boyutlu dokuma tezgahının sınırlarını aşmayı da başarmışlar. Böylelikle rengin, motiflerin ve uzamın dili üçüncü bir boyut kazanmış, kilimlerin dokuma dili, çok şeyler anlatmaya başlamış.
     
     Kilimlerde görülen metaforlar, bu kilimlere bakanların uzun zaman önce yaşamış ve bu kilimleri dokumuş olan kişinin aklından geçenleri anlamaya çalışırken içine girdiği karmaşık düşünce süreçlerine yol açan sınırsız sayıda duygu yaratıyor. Dokuma sanatının eşsiz birer örneği olarak bu kilimlerin görsel güzellikleri, onları dokuyan eller ve o ellerin geleneksel bir kompozisyona kattığı, her biri kendine özgü çeşitlilik ve yaratıcılık kadar muhteşem. Bu kilimlerde ifadesini bulan sembolik dil, onlara bakan kişiyi, geçmiş bir dönemde yaşamış ve onları dokumuş insanların gelenekleri ve bu ölümsüz dokumaların doğduğu kültürel ortam üzerine düşünmeye, o dönemleri hayalinde canlandırmaya yönlendiriyor.
     
‘Eli Belinde’ Bir ‘Gelin Kız’
      Brigitte ve Ayan Gülgönen’in Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde açtıkları ‘18-19. Yüzyıl Anadolu Kilimleri Sergisi’ni gezerken, renk ve desenlerinin zenginliğinden gözlerimizin kamaştığı kilimleri ilk gördüğümüzde yaşadığımız duygular işte böyle. Brigitte ve Ayan Gülgönen’in Anadolu dokumalarına olan ilgileri 1975 yılında başlamış ve günümüzde de devam ediyor. İlk koleksiyonları olan ‘Karapınar Tülü Halıları’, Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde ‘Uçan Halı’ adıyla yer almış. 1997 ve 2001’de Kapadokya halılarını sergilemişler. 23 Haziran tarihine kadar açık kalacak olan Milli Reasürans Galerisi’ndeki bu sergide, özenle seçilmiş otuz kadar kilim bulunuyor. Sözlük ve ansiklopedilerde kilim, ‘düz dokunmuş’ halı olarak tanımlanıyor.
     
     Kilim genellikle evlerin taban kaplamasında kullanılan nakışlı ve desenli dokumalara verilen bir ad. Ayrıca yastık, torba, heybe, kese gibi şekilleri de var. İlk başlarda fiziksel ihtiyaçların karşılanması için dokunan, ama daha sonra insanların yaratıcılığı ve düş güçleriyle zenginleşen kilimler, dokundukları motiflerle insan duygularını ifade eden bir hale gelmişler. Kilimlerin hepsi başka bir öykü anlatıyor. Üstelik bu öyküleri anlatırken konuştukları dil, öyle herkesin bildiği bir dil değil. Mesela ‘eli belinde’ diye isimlendirilen motiflerle dokunmuş kilimler; anneliği ve bereketi ifade ediyor. Saç bağı ve küpe motifleri, onları dokuyan kızın evlenmek istediğini anlatıyor. Koç boynuzu, yiğitliği, erkekliği ve savaşı tasvir ediyor. Hayat ağacı motifi, o ailenin ya da aşiretin varlığının sonsuza kadar sürmesini istemenin bir işareti. Kilimlerin ‘soyut sanat’ olarak nitelendirilmesi boşuna değil. Ünlü ressam Picasso, “benim resimlerim kadar güzel bir şey arıyorsanız o da kilimlerdir” diye konuşmuş.
     
Kaynak: sadeyasam.org
Google
Google



Reklam vermek için...