keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Vitrifiye
"Evimde özel tasarım eşya yok"
İtalya’da yaşayan tasarımcı Defne Koz, Vitra’ya tasarladığı banyo karolarının tanıtımı için Türkiye’ye geldi. "Piyasada olan tasarım ürünlerin yüzde 95’i bana bir şey ifade etmiyor" diyen Koz, kendi tasarımlarını bile evinde kullanmıyor
      Toplam 14 yıl bale yaptınız. Üniversitede İtalyan Dili ve Edebiyatı okudunuz. Ve sonunda tasarımcı oldunuz. Nasıl yaşandı bu geçişler?
Endüstriyel tasarımı ilk kez çok küçükken ağabeyimden duymuştum ve ne kadar enteresan bir meslek diye düşünmüştüm. Annem ve babam mimar. Onların bürosunda çok fazla zaman geçirdim. O dünya beni çok cezbetmişti. Bu yüzden baleyi bıraktıktan sonra endüstriyel tasarımcı olmaya karar verdim. Ankara’da İtalyan Dili ve Edebiyatı okudum çünkü ben biraz ana kuzusu yetişmiştim. Bir kız evladın liseyi bitirip dilini bilmediği bir ülkeye eğitime gitmesi zor tabii. Önce İtalyanca öğreneyim dedim ben de.

Neden ille de İtalya?
Çünkü tasarımın beşiği İtalya, bu tartışılmaz. Rönesans’tan gelen müthiş bir birikimleri, kültürleri var. Tasarım terimini ortaya koyan, tasarımı endüstrinin içine ilk sokan onlar. Fakat tuhaftır İtalyancada tasarımı karşılayan bir kelime yok. İngilizcedeki "design" kullanılıyor.

Çok farklı alanlarda tasarım yapıyorsunuz. Bu ürünlerin teknik detaylarını nasıl çözüyorsunuz?
İşin teknik tarafı bizim işimizi zenginleştiriyor. Öğreniyorsunuz. Aydınlatma elemanı tasarlıyorsanız o cihazın çalışma prensibini öğreniyorsunuz önce. Tasarımcı öğrenmeye açık olmak, öğrendiklerini kullanmak zorunda.

Bir de ahşap, plastik, çelik, seramik gibi çok farklı malzemeler kullanıyorsunuz. Bu malzemelerin yapısını ve sunduğu olanakları bilmek zorunda mı her tasarımcı?
Bilmiyorsanız da öğreniyorsunuz. Meraklı olmanız şart. Ben tarihe de meraklıyım, fotoğraf çekmeye de meraklıyım, yeni kültürler tanımaya da meraklıyım. Ben meraklıyım! Materyallerin nasıl kullanılacağını öğrenmeye de meraklıyım.

Seyahate de meraklı mısınız?
Seyahati seviyorum. İnsanların yoğunlaştığı yerlerden çok doğasıyla, kültürüyle bakir kalmış yerler beni heyecanlandırıyor. Anadolu’nun köylerinde kaybolmayı seviyorum. İç Ege köyleri beni çok etkiledi mesela.
"Moda kişiliksizlikten beslenen bir olgu"
      Günlük hayatınızda nasıl bakıyorsunuz kullandığınız eşyalara? Şu fincandan kahve içiyorsunuz. İçinizden fincanı düzeltmek geliyor mu? Böyle bir takıntınız var mı?
Feci! Takıntı boyutunda değil ama günlük hayatta zor tabii tasarımcı gözüyle bakmak, yaşamak. Ama zaten tasarımcının yapması gereken, başkasının göremediğini farklı bir gözle görmeyi öğrenmek ve bunu kendi dili ile sunmak. Yazar gibi. Yazarlar ne yapıyor? Günlük yaşamda aslında hepimizin gördüğü bir şeye bakıyor, onu farklı bir açıdan görüyor ve yazıyor. Yazar bu farklı bakışını yazarak sunuyor, biz de ürün yaparak sunuyoruz.

Evinizde hep özel tasarımlar mı var?
Hayır, asla. Hatta ben tasarım olan ürün almıyorum. Yani birçok beğendiğim tasarımcı var, birçok değil ama var ve onların ürünlerine sahip olmak beni mutlu ediyor. Piyasadaki tasarım ürünlerin ise yüzde 95’i beni ilgilendirmiyor. Bir tasarımda ben ruh görüyorsam ona sahip olmak istiyorum. Ama bu tür ürünlerin sayısı çok az.

Evinizde kendi tasarımlarınızı kullanıyor musunuz?
Tasarımlarını ofiste kullanıyorum. Ama evde çok az sayıda kendi tasarımım var.

Coca Cola şişesi gibi herkesin bildiği bir tasarıma imza atmak ister miydiniz?
Ben tasarımlarımın modası geçecek diye düşünmüyorum. Tam tersine kalıcı olacak tasarımlar yapmayı amaçlıyorum. En azından 5-10 yıl sonra daha rahat kullanılacak tasarımlar yapmaya çalışıyorum. Ben zaten moda olan tasarıma karşıyım. Kişiliğinizi yansıtamıyorsunuz. Çünkü moda zaten biraz kişiliksizlikten yola çıkan bir olgu.

"Beyaz karo tasarlayacağım dediğimde bana kapıyı göstereceklerini düşündüm"
      Bir tasarımcı bir şeyi tasarlarken kendi ihtiyaçlarından mı yola çıkar, yoksa daha geniş bir kitleyi mi hedefler?
Kendi ihtiyaçlarınızdan yola çıkarsanız biraz yanılırsınız gibi geliyor bana. Ama kendi ihtiyaçlarınız değilse de kendi birikiminiz, düşünceniz, bilginiz tasarımı oluşturuyor.
Bir projeyi yaparken o ürünün gideceği, kullanılacağı yerleri, o ortamı düşünüyorum. O ortamda eğer bir farklılık sunabiliyorsam, tasarladığım ürün duygusal bir karşılık buluyorsa, o çok önemli. O ruh benim için çok önemli.

Bu "ruh" biraz karmaşık bir şey, biraz açalım mı? Vitra için karo tasarlarken nasıl bir ruh yaratmayı planladınız mesela?
Orada bakın ben kendimden yola çıktım. Vitra benden karo tasarımı istediğinde "Tamam, çok hoş ama ben bir tüketici olarak evime karo alacak olsam gidip beyaz karo alırım. O yüzden size beyaz karo tasarlayayım" dedim. Ve bekledim ki bana kapıyı açacaklar, "Eyvallah" diyecekler. Ama hayır, Eczacıbaşı Karo Seramik Genel Müdürü Ahmet Yamaner "Peki" dedi şaşkınlıkla. Vitra ufku geniş bir firma. Her firma yeniliğe açık olmuyor. Halbuki firmaların asıl amacının yenilik olması lazım. Olanın alternatiflerini değil de olmayanı aramaları lazım. Vitra ile ruhu yakaladık. Ruh, gördüğünüz gibi, bir yerlerden çıktı yine.

Vitrifiye ürün tasarımı da yapacak mısınız Vitra’ya? O karoların önüne konan her ürün ister istemez bütünlüğü bozar.
Söylediğiniz çok doğru. Bunu firma da anladı zaten. Karolar ve vitrifiye birbirini tamamlamalı. Vitra için vitrifiye de tasarlayacağım sanırım.

Kaynak: Milliyet
Tuba Akyol
Google
Google



Reklam vermek için...