keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Tasarım
Evinizi nerede demirlerdiniz?
      Seller esnasında sular altında kalan evler, su ile birlikte yükselse, acaba kaç kişi kurtulurdu? Bu sorunun cevabını belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama bundan sonra olabilecek felaketlerde can ve mal kaybının az olacağı konusunda fikir yürütebiliriz.
     
     İlk adımlar, 50’li yıllarda yaşadığı sel felaketinden sonra suyla savaşında büyük başarı kazanan ve halen deniz seviyesi altında bulunmasına rağmen devasa bariyerlerle kendisini korumaya alan Hollanda’da atılıyor. ‘Evinizi nerede demirlemek isterdiniz?’ Evet, belki de birkaç yıl içinde emlakçılar bu soruyu da portfoylerine ekleyecek. Zira, Hollandalı bir grup bilim adamı, su üzerinde yüzebilen, su seviyesi ile birlikte inip kalkabilen evlerden oluşan alternatif yaşam mekanları geliştirmek için kolları sıvadı.
     
     Delft Teknik Üniversitesi Building Technologies Bölümü’nden endüstriyel tasarımcı ve mühendis Ties Rijcken’ın, ‘Altında kalmak istemiyorsan üzerinde yaşa!’ sloganıyla tanımladığı yüzen evler-şehirler projesi, yaşamla ilgili birçok şablonu yıkacak gibi görünüyor. Küresel ısınma ile oluşan iklim dengesizliklerine ve toprak kaybından oluşan arazi darboğazına karşı geliştirilen yeni mekanlar, birbiri üzerinde yükselen beton diskler, köpük, kauçuk ve bir tür yanmaz plastik türü olan polistrolden oluşan ve su üzerinde yüzebilen temeller üzerinde yükselen yerleşim mekanlarından oluşuyor. ‘İstersek okyanuslar ortasında koca şehirler bile kurabiliriz.’ diyen Rijk, yüzen yerleşim merkezlerinin, deprem yorgunu topraklar için de yeni bir soluk olacağını söylüyor.
     
     1999 depreminden sonra TV ekranlarından halka ‘faylar üstü’ bilgilerini boca eden uzmanların sık sık kullandığı bir tespit vardı: ‘Depremle yaşamaya alışalım!’ ‘İyi, güzel, alışalım da nasıl?’ diye sorduğunuzda ise, alacağınız cevap belliydi: ‘Ee canım, alışın işte ne var?’ Genellikle evlerin içindeki tabak çanağı sabitlemekten öte geçmeyen bu önerilerin, çürük evlerin yıkılması gibi asıl yapılması gereken işlere yaptığı vurgular ise, 15 şiddetindeki depreme dayanıklı kulak zarlarımızdan öte geçmedi. Özetle, yarı tevekkül yarı vurdumduymazlıkla, geleceği sıklıkla söylenen o büyük depremleri bekliyoruz.
     
     Bu, işin bize bakan tarafı. Eloğlu ise, her zamanki gibi boş durmuyor. Hayır hayır, 8 şiddetindeki depremde fındık fıstık yiyerek TV izleyen Japonlardan değil, yıllar önce yaşadıkları sel felaketinde binlerce insanını kaybeden Hollandalılardan bahsediyoruz. Malum, daha çok peynir ve çiçek üretimi ile zihinlere nakşolmuş bu ülkenin asıl gücü, inşaat mühendisliğinde yaptığı zirvede yatıyor. 50’li yıllarda yaşanan ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sel felaketinin ardından ‘az mı yersin, çok mu yersin’ diyerek, ülke seviyesinin üzerinde kalan denize karşı amansız bir mücadeleye girişen bu küçük ülkenin yetenekli insanları, devasa dam’larla (denizlerin ve nehirlerin önüne çekilen setlere verilen isim, ki birçok şehir ismine de ilham kaynağı olmuştur, Rotterdam, Amsterdam gibi) hırçın kuzey denizine gem vurduğu gibi, şimdi de denizin üzerinde yaşamaya hazırlanıyor!
     
     Delft Teknik Üniversitesi Building Technologies Bölümü’nden endüstriyel tasarımcı ve mühendis Ties Rijken, ‘Altında kalmak istemiyorsan, üzerinde yaşa!’ sloganıyla tanımlıyor ilginç projesini. ‘Küresel Isınma’dan dolayı dünyanın iklim alışkanlıkları bozuldu. Felaketler yaşanıyor, seller oluyor, deniz seviyesi yükseliyor’ diyerek insanlığı tehdit eden tehlikelere dikkat çeken Rijken, ‘O halde suyun altında kalmayan, onunla birlikte yükselen evler ve hatta şehirler neden yapmıyoruz!’ diyerek, ilginç projesini zihinlerimizdeki masanın üzerine seriyor. ‘Eğer bir çözüm bulmaz isek, 100 yıl içinde Hollanda’yı terk etmemiz gerekecek, zira doğal şartlar toprakları aşındırıyor, aşırı yağmurlar ve küresel ısınmadan kaynaklanan buzul erimesi, su seviyesini yükseltiyor. Alternatif hayat modelleri geliştirmeliyiz.’ diyen Delft Teknik Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Ir. Cees van den Akker de, projeyi akılcı bulanlardan.
     
     Rijken’in projesi birbiri üzerinde yükselen beton diskler, köpük, kauçuk ve bir tür yanmaz plastik türü olan polistrolden oluşan ve su üzerinde yüzebilen temeller üzerinde yükselen yerleşim mekanlarından oluşuyor. Bunlar, lego gibi birbirine geçmeli ünitelerden oluşuyor ve römorklarla istenilen noktaya çekilebiliyor. ‘Teorik olarak yüzen yerleşim yerleri için boyut sınırlaması yok. Hatta ne kadar büyük olursa, o kadar az sarsıntı olur. İçinden yollar geçen, bahçelerinde tarım yapılabilen şehirler bile kurabiliriz!’ diyen Rijken, Delft Üniversitesi ve özel şirketlerin yardımı ile projesinin pilot uygulamasına Hollanda’nın Lelystad şehrinde başlamış.
     
     Prototiplerde bir sorun yaşamadıklarını söyleyen Rijken, “Şu an, zamana ve kaynağa ihtiyacımız var.” diyor. Lakin bir sorun var. Yüzen evlerin ya da yerleşim mekânlarının hukuki statüsü belli olmadığı için, yerleşim, ipotek ve sigorta gibi konular belirsizliğini koruyor. Bunun projenin hayata geçirilmesini geciktireceği tahmin ediliyor. “Öyle ya, hangi banka ertesi gün yerinde bulamayacağı ev için ipotek vermek ister ki?” diyerek gülüyor Rijken ve ekliyor: “Projemin bir diğer güzel tarafı ise, herkesin denize nazır bir evde oturma imkanına sahip olabilmesi!”
     
     Hollanda makamlarına göre önümüzdeki 50 yıl içinde 200 bin hektarlık bir toprak parçası denize karışacak. Ülkenin o çok bildik, su seviyesinin birkaç metre altında olması özelliğinden dolayı, denize karşı kaybedilen her bir metrekare toprak bile altın değerinde. “Toprak azalıyor. Ülke küçük ve tarım da ülkenin önemli gelirlerinden biri. O halde neden denize açılmayalım, diye düşündük.” diyor Rijken.
     
     Rijken’ın projesinin bir diğer ayağı ise, ABC Ark Builders isimli firma. Hollanda merkezli şirket, su üstü mekânlarının seri üretimi için gereken altyapıyı kurmuş durumda. Yatırımcı belediyelerin çıkması ve hukuki prosedürün tamamlanmasının ardından, istenilen noktaya evleri taşıyıp, yüzen şehirlerin temellerini atacak. Bu arada ‘Sadece ev yapmak zorunda değiliz. Katlı otoparktan hastaneye kadar aklınıza ne gelirse yapılabilir.’ diyor projenin beyni Rijken.
     
     Mekanların batmaması için temellerinde özellikle köpük ve kauçuğa yer veriliyor. Zira şimdilik yüzen mekanların, derinliği 2 ila 3 metre arasında değişen Hollanda kanallarında kullanılması bekleniyor. Bununla birlikte ‘Taşıma kapasitesini artırmak için temeldeki köpük miktarını artırabiliriz. Engel yok. İstersek okyanuslar ortasında koca şehirler bile kurabiliriz.’ diyen Rijken, ‘montajı kolay, taşınması kolay, uzun ömürlü ve ucuz’ olarak tanımladığı sistemin, gemi ile ya da karayolu ile istenilen noktaya taşınabileceğini hatırlatıyor ve projesinin asıl hedefini ise şöyle tanımlıyor: “Düşünün sık sık haberlerde seller altında kalan yerleşim yerlerini izliyoruz, milyarlarca dolar zarar oluyor. En basitinden Katrina Kasırgası sonrası ortaya çıkan manzaraları hatırlayın. Bunlar tarihe karışabilir. Zira sistem, su seviyesi ile birlikte yükselecek ya da inecek.”
     Ties Rijken halen Rotterdam Polytechnic Enstitüsü’nden bir grup öğrenci ile yine ülkenin kıyı bölgesi Scheveningen’de yapılacak yüzer bir stadyum projesi üzerinde çalışıyor. Denizleri yerleşime açacak bu projelerin prototipleri Yunanistan’daki kapalı bir havuzda deneme aşamasında. Rijken’in son bir notu daha var: “Yüzen yerleşim merkezleri, deprem yorgunu topraklar için de yeni bir soluk olacak.”
     
Dinmeyen hayal; Sea city (deniz şehri)
      Rijken’in deniz üzerinde kurmayı hayal ettiği şehir, bir ilk değil. 70’li yıllardan bu yana birçok girişimci bunun hayalini kurdu. Ama gerek maliyet gerekse teknoloji, hayallerin gerçekleştirilmesine engel oldu. Bunların en önde geleni, Dogger Bank idi. 60’ların sonunda planlanan bu deniz üstü şehrinde, stadyumdan hava limanına varıncaya kadar akla gelebilecek her türlü konfor ve detay düşünülmüştü. Onu Oceania Community, Venus Project ve New Utopia Project gibi devasa deniz şehirleri projeleri takip etti. Bunların birçoğu uluslararası konsorsiyumlar tarafından girişilen projeler olmasına karşın, henüz hiçbiri hayata geçirilemedi.
     
     Bununla birlikte halen üzerinde çalışılan diğer büyük deniz şehri projelerinden biri de Mobil Deniz Şehri Nexus. Aralarında Lucasfilm, Walt Disney Productions, Amblin Productions ve Microsoft gibi eğlence, bilişim ve animasyon şirketlerinin de bulunduğu sponsorlar grubu tarafından desteklenen proje, 2020 yılını hedefliyor. 22 bin kilometrekare üzerinde inşası planlanan Nexus, aynı zamanda bir tatil merkezi, eğlence parkı ve de yüzer devre mülk olacak ve aynı anda 50 bin kişiyi barındıracak. Diğer bir çarpıcı proje ise, merkezi Amerika’da olan Freedom Ship International tarafından yürütülen yüzen şehir ya da şehir-gemi olarak isimlendirilen Freedom Ship (Özgürlük Gemisi). Tanesi 180 bin ila 2,5 milyon dolar arasında değişen fiyatlardan satılacak 18 bin ev ve 3 bin mağazayı barındıracak olan yüzen-şehir-gemide, 10 bin de otel odası olacak.
     
Kaynak: Zaman
Google
Google



Reklam vermek için...