keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Renk Dünyası
Kızıl; tutkunun ve cazibenin rengi
      Yaza veda ettiğimiz şu günlerde doğa kendini kızıla teslim etti... Serinleten yağmur sonrası, toprak kokusunun hüküm sürdüğü caddelerde kızıl yapraklar rüzgarla dans ediyor. Kızıl zıtlıkların rengidir... Her ne kadar parlak kırmızı denilse de kızıl, kırmızı ve turuncunun karışımı, coşku ve hüznün, asalet ve asiliğin rengidir. Ne kırmızı kadar hırçın ve vahşi ne de mavi gibi masum ve sakindir. Kızıl, inişler ve çıkışlarla yaşanan aşk, gülümsemeyle gözyaşlarının kardeş olduğu hayat gibidir. Aşka hayat veren kızıl, cazibe ve tutkunun rengi. Çoğu zaman kızıl saçlı kadınlar şairlere, yazarlara ilham verir. Masum ve bir o kadar tutku dolu bir aşkı anlatan “Rüzgar Gibi Geçti” romanının baş karakteri kızıl saçlı Scarlet’ten başkası değildir. (Küçük bir hatırlatma, scarlet İngilizce kızıl demek.) 1850’de Nathaniel Hawthorne’un yazdığı “The Scarlet Letter” (Kırmızı Leke) 17. yüzyılda yaşamış bir kadının, Hester Prynne’in hikayesini anlatır. Sinemaya da uyarlanan filmde Hester evli olduğu halde bir başkasından hamile kalır. Mahkeme Hester’ı suçlu bulur. Hester’ın göğsüne kırmızı bir dövme yapılır.
     
     Türk edebiyatında da kızılın özel bir yeri var. Ayşe Kulin, “İçimde Kızıl Bir Gül” adlı kitabına şu dizelerle başlıyor; “Ne zaman âşık olsam, içimde mis kokulu kızıl bir gül gibi dururdu zaman. Çünkü ben âşık olmaya biraz da Nâzım yüzünden öykünürdüm gençliğimde” Nazım Hikmet’se Yangın şiirini şu dizelerle noktalıyor; “Kıpkızıldı kan içinde! Bir an içinde; Gece kızıl, yer kızıl ev kızıl, fener kızıl kızıl, kızıl, kızıl!” Soğuk havalarda şöminenin başında oturup uzaklara dalmak ya da sobanın üstünde kızartılmış kestanelerden yemek gibisi yoktur. Kızıl, ateşin rengidir. İçimizi ısıtır... Kimi zaman bir anne gibi sıcak ve şefkatli, kimi zamansa kavurucu ve hırçın. Kimilerine göre aşkın rengi olan kızıl, tabiat ananın da sevdiği renklerdendir. Kızıl topraklar, kızıl ağaçlar, kızıl nehirler... Kızılırmak, Anadolu’ya hayat verir. Boydan boya dolaşıp susuz toprakları besler, verim ve bereketi getirir. Karadeniz’deki dağların doruklarında yer alan kızıl çamlar erozyonu engeller. İlkbaharda açan kızıl renkli nar çiçekleri yazın habercisidir. Yaza kızıl yapraklarla veda edilir.
     
     Güneş dünyaya veda edip yerini aya bırakırken, kızıla çalar gökyüzü... Tuhaf bir huzur kaplar yürekleri... Kızıl gökyüzü, insanı adeta etkisi altına alır, insan öylece bakakalır... Kayısı renginin yavaş yavaş kızıla dönüşmesini, kızılın morla dans edip maviye teslim oluşunu izler. Gökyüzü ve toprak gibi denizler de kızıllanır. Kayaların ve mağaraların içindeki kızıl renkli mercanlar denizkızlarının ve onlara aşık denizcilerin hikayelerini taşırlar. Türk-İslam geleneğinde, kızıl renkli kına sağlık ve güzelliğin sembolüdür. Ayrıca kınanın törensel açıdan da özel bir yeri vardır. Evlenecek kızların eline düğünden önce kızıl kınalar yakılır. Anadolu’da, oğlan evi tarafından alınmış kuru kına, oğlan evinde toplanan kadınlar tarafından kız evine götürülür. Kına, gümüş ya da bakır bir tas içinde “başı bütün” yani “başından ayrılık geçmemiş” bir kadın tarafından yakılır. Hem bereket dileği hem de kına yakılan kişiye baht açıklığı sağlamak amacıyla, gelinin sağ avucuna bozuk para ya da altın konulur. Yakılan kınanın; sıvama, yüksük, burmalı, kedi pençesi, dilber dudağı, kuş gözü ve iplik kınası olmak üzere çeşitleri vardır. Hindistan’da evli kadınların alnına yuvarlak şekilde kına dövmesi yapılır.
     
     Kızılın Türkler için ayrı bir yeri var. Rivayete göre Edirne’de çini yapan bir usta ilk defa kızıl renkte çiniler yapar. Ustanın yanında çalışan bir çırak, kendi atölyesini kurup çini yapmaya başlar. Ancak çiniler asla ustasının yaptıkları gibi kızıl olmaz. Yıllar sonra çırak ustasının ölüm döşeğinde olduğunu öğrenir. Son bir kez görmek için ustasını ziyaret eder. Ustasına çinilerinin sırrını sorar. Ustası kulağına şu cümleyi fısıldar; “Bir işte başarılı olmanın sırrı, o işe kendini adamaktan geçer. Ben de çiniciliğe kendimi ve kanımı adadım”. Asaletin rengi olan kızıl, bazı ülkelerin sembolü olarak de biliniyor. Sibirya’daki Tuva Cumhuriyeti’nin başkentine kızıl deniyor. Rusya Kızıl Meydan’ıyla ünlü, Ankara’nın merkezi
     
Kızılay diye geçiyor. İlk uygarlıklardan Azteklerin sembolü de kızıl ve siyah...
      Eski bayramların vazgeçilmez içeceği kızılcık şurubu ve gelincik şerbeti de kızıl renkleriyle kristal bardakları süslerdi. Kızıl, şerbetli ve buram buram tarçın kokan akide şekerli geçmişi anımsatıyor. Yıllanan bordo ve kırmızı şaraplar yavaş yavaş kızıla çalıyor. Kırmızı büyüyor, olgunlaşıyor, kızıllaşıyor. Kızıl, rengini akik taşına da vermiş. Yarı değerli taşlardan akik, verim ve bereketin simgesi. Uzmanlara göre akik, sıkıntılı ve ümitsiz hissettiğimiz dönemlerde olayların iyi yanını görmemize yardımcı oluyor. Günlük stresin atılmasını sağlayıp tansiyonu dengeliyor. Ayrıca Süleyman taşı diye de bilinen akiğin, çocuksuz aileleri çocuk sahibi yaptığı, kişilere uzun ömür getirdiği, güç ve cesaret verdiği de söyleniyor.
     
     Kızıl bir hediye paketi gibi sürprizlerle dolu. Hayatın parçalarından izler taşıyor. Bazen güzeller güzeli Carmen gibi alımlı ve yaramaz, bazen de kızıl saçlarıyla meşhur Hürrem Sultan gibi gizemli ve mesafeli. Mavi, sarı gibi ana renklerden sayılmasa da, çoğu zaman unutulsa da, kızılın kendine özgü büyülü bir yanı var. Sonbahar gelip de yapraklar kızıla çalınca insan kendini masal aleminde hissediyor. Sonbaharla başlayan yeni dönemde dileriz ki, hayatınız asaletin, aşkın, tutkunun ve bereketin rengi olan kızıla boyansın.
     
Kaynak: Dyorum Dergisi
Google
Google





Reklam vermek için...