keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Mistik
Herkesin kendi tarzı olabilir…
      Bu gün 22 yıllık bir arkadaşımı ziyarete gittim. Evinde erken bir bahar hazırlığına girişmişti; bu hazırlıklar siz de bilirsiniz, önce boya badana ile başlar; sonra da koltuk yüzleri değişir. Arkadaşım da aynı işlemi gerçekleştirmiş ama açık renk kanepeler yıllar sonra ördek başı yeşili kadifeye dönünce birden paniklemiş.
     
     “Bu koltuklar feci oldu, hele de önlerindeki bordo halı ile kabus gibi durdular ne edeceğiz” diye panikleyince duruma el koyduk. 2 saat gibi bir sürede ( kahve molamız dahil ) salonun şeklini değiştirdik ve şimdi o ördek başı rengi kanepeler salonun en nadide parçası haline geldi.
     
     Sonra oturup düşündüm; aslında hepimizin evinde bize kendimizi çok rahat hissettirecek güzel eşyalar var ama, bizim tarzımızı ortaya koyacak dokunuş eksikse, içimize sinmeyen hatta bazen nefret ettiren bir görüntü ile karşı karşıya kalabiliyoruz.
     
     Zaman zaman sizlerden gelen maillerdeki sorulara da bakıyorum, aslında çoğu aynı noktada birleşiyor, benim tarzım nasıl olmalı?
     
     Sonuçta ben de bu hafta bu konuda birşeyler paylaşalım istedim; evet, insanın evinde tarzı nasıl oluşur?...
     
     Tarz oluşturmak pahalı bir işlem midir; her şeyden çabuk sıkılıyorsam yine de benim bir tarzım olabilir mi; benim evimi de dergilerdeki evlere benzetebilir miyiz ???
     neyi neyle beraber koyacağımı nasıl bileceğim; ya da aslında bir tarz oluşturduğumu nasıl anlayacağım?
     
     İçiniz rahat olsun, tarz oluşturmanın para ile çok ilgisi yok; çok para harcayanın daha tarzlı ! bir evi olmuyor; hatta bazı üzücü durumlarda tersi bile olabiliyor...
     
     Aslında siz herşeyden sıkıldığınızı zannedersiniz, ama temelde bazı şeyler hep aynı kalıyordur, hep aynı cins koltuk seçersiniz, yerleşim hep aynı olabilir, aynı kanepenin üstüne ayna asarsınız, hatta sevdiğiniz çiçek bile aynıdır. Ben, antika seven birinin birden bire minimalist bir tarza döndüğünü şimdiye kadar pek görmedim; yani hep değişiklik sevseniz de, çabuk sıkılsanız da bir tarzınız olabilir, değişimi seven bir tarz…
     
     İnanın eviniz dergideki pek çok evden daha bile güzel olabilir; dergilerdeki resimler çok profesyonel ellerden çıkıyor, kendi evinize bir alıcı gözle bakın, belki ufak bir dokunuşa ihtiyacı vardır ve beklemediğiniz bir anda bir dergi sayfasına taşınabilir...
     
     Şimdi gelelim en can alıcı soruya; neyi neyle koyacağınızı bilmek işin en zor kısmı, belki vitrinden ne almanız gerektiği de ya da evinize hiç sokmamanız gerekenler de olabilir; peki şimdi ne olacak?
     
     Çok basit, içgüdülerine uyun...
     Cesaret edin...
     Hayal kurun...
     
     Şimdi size 3 sene öncesine dayanan 2 farklı hikaye anlatmak istiyorum; tarzınızı belirlemek için içinize yarayacak... Mevsim bahar, klasik bahar hazırlıkları, sevgili arkadaşım Yonca, evinde bir şeyler yapmak istiyor, ama evlendiği günden bu yana ( inanın kaç yıl şimdi unuttum, ama ilkokul 2 ye giden dünya tatlısı bir küçük cadısı var ) hiç bir şey değişmemiş, zaten o da konuya hiç ilgi göstermemiş, moda demişler, duvarlar sarı boyanmış, el halısı kıymetlidir demişler, bol desenli bir halı salona yerleşmiş, dantelsiz perde olmaz demişler uzun bir tül yapılmış ( bu arada evden deniz gözüküyor ! ) , eski tip bir oturma grubu, klasik bir vitrin, bol aksesuar ve zaten ortada Yonca’nın tarz olarak ortaya koyabileceği bir şey kalmamış...
     
     Bu arada Yonca, şık ve trendy takılar takan, yoga yapan, spor ve sade kıyafetlerden, açık renklerden vazgeçmeyen biri…
     
     Ne yapalım diye düşünürken, Yonca birden bire hani şöyle dümdüz beyaz koltuklar olsa, ortalık sakinleşse dedi, ve bende bir anda bir ışık çaktı; tamam dedim gidiyoruz.
     
     O pazar Yonca ve kocası kendilerini minimalist diyeceğimiz türde eşyalar üreten bir mağazada buldular; ve ev kısa sürede bakın ne hale geldi:
     
     Deniz manzarasını gösteren storlar, Açık renk duvarlar, Beyaz kanepeler, alçak düz bir sehpa Çok az aksesuar, Venge bir akşap masa, Dümdüz ve sakin bir halı
     
     Birdenbire salon Yonca’nın giyiminde koyduğu tarzı yansıtmaya başlamıştı; yaşayan, sade, canlı ve detaya saplanmayan. Yonca’nın “beyaz kanepe” isteği ile başlayan zincir işte böyle büyüdü. Beyaz kanepe burada ilk ipucu, belki sizin “beyaz kanepeniz” başka bir şey de olabilir.
     
     Şimdi ikinci hikayeye gelelim: Bu hikaye 3 sene önce sonbaharda başladı; ama esas hızını bu kış buldu. Bazen insanın tarzını bulması için pek çok denemeden geçmesi , bir şeyler içine sinene kadar belli denemeleri sineye çekmesi gerekir, işte bu arkadaşım için de aynısı oldu ( artık arkadaşım diyorum, çünkü 3 yıldır birbirimizi tanıyoruz ve hoş alışveriş maceralarımız oldu)
     
     Ayşe, Yonca’nın tam tersi, renk ve hareket seviyor. Detayları asla atlamıyor; daha naif ve ince işleri tercih ediyor. Klasik biçimlenişleri ise hiç sevmiyor, alışılmışın dışında biçim, yerleşim ve renkleri denemek konusunda da çok cesaretli.
     
     Ayşe’nin “beyaz kanepe”si, çok rahat bir mor koltuk istiyorum cümlesi ile değişti. İşin ilginç tarafı, gerçekten de bir beyaz kanepesi vardı, ve gerçekten de o kanepe mor kadife bir kanepe halini aldı. İşin içine mor girince, mumlar da girdi, bol renkli çiçekler de, yumuşak aydınlatmalar, naif örtüler & yastıklar ve şık gümüşler de…
     Hiçbir detay atlanmadı; Ayşe, evin her köşesinde ona ait bir yer yarattı, renk alabildiğince kullanıldı.
     
     Kimine göre çok güzel oldu, kimi çok kalabalık buldu, kimi şaşırdı, ama ortak nokta, Ayşe’nin bir tarzı olduğuydu…
     
     Bir tarzı olduğunu bilmek insana güzel bir duygu verir, çünkü artık seçme hakkını siz almışsınızdır. Vitrinde gözünüz belli şeylere takılır, geri kalanını görmezsiniz; sonrasında o gördüğünüz hayalinizde odanızda bir yere yerleşir zaten; çoğu zaman da sonrasında gerçekten evinize taşınır…
     
     Zannetiğinizin aksine tarzınızı belirlemek için çok çabaya ihtiyaç yok; sadece bir hayal, bir küçük istek, size uçsuz bucaksız bir yol açabilir;
     
     Siz sadece sizin “beyaz kanepeniz” nedir onu bulun. Hatta isterseniz beraber bulalım…
     
     Bu arada, bir alışveriş macerası yazısını okuyup da sonunu merak edenler için, size biraz happy end’den bahsedeyim; hatırlarsanız Dr. Sema’nın muayenehanesi için eşya alışverişimiz İkea ve Tepe Home’da hüsranla sonuçlanmıştı; ve biz şöyle bir sonuca varmıştık:
     
      …Bu işi daha geleneksel yöntemlerle yapan, gittiğinizde sizi buyur edip, bir bardak çay ikram edip, önce derdinizi dinleyen, sonra buna nasıl çare bulabilirim sorusunu soran ve en önemlisi önce gerçekten müşteri memnuniyeti diyen, malını düzgünce satmayı hedefleyen ve alışveriş yaptığımıza pişman etmeyecek “sistemsiz” bir yer bulacak ve o zamana kadar da Sema hastalarını bu şekilde ağırlayacak.
     
     Ve aynen böyle oldu; biz bir hafta sonra,yağmurun ortalığı kıyamete buladığı bir gün bambaşka bir iş için gittiğimiz Üsküdar’da hiç aklımızda yokken, Ayla ile ( Keyifli Yaşam Danışmanınız ) kendimizi Yataş’ta bulduk. Ayla çok pratik ve ani ( ve de doğru ) kararlar veren biri olarak bilinir aramızda. Kanepeler beğendi, baktık beğendik; Sema çağrıldı. Kanepelere sehpalar, kitaplık eklendi; bu arada biz sıcak çayımız, güleryüzlü satıcımız ile şöyle bir sohbet gerçekleştiriyorduk:
     - Bu renk daha açık olabilir mi?
     Tabii efendim, renklerimiz burada,
     - Kumaş olarak deri istesek,
     Tabii, neden olmasın,
     - Kitaplıkta da bazı değişiklikleri lazım;
     Olur hemen not alıyorum;
     - Peki biz biraz acele istersek olur mu,
     Tabii, bu Cumartesi’ye ne dersiniz?
     Yanlış duymadık inşallah , hem değişiklikler istiyoruz, hem çabuk istiyoruz, hem fiyat değişmiyor, hem de istediğimiz zamandan önce olur diyorlar
     
     Bir an paniklediğimizi itiraf etmem lazım, bir şeyler kesin bir yerlerde ters gidecek dedim içimden; ama inanın hiçbir şey olmadı.
     Zamanında, istediğimiz biçimde tüm eşyalar teslim edildi; yerleştirildi. Biz şimdi Sema ile keyif alışverişlerine çıkyoruz. Önümüzdeki hafta da yine böyle bir turumuz olacak.
     Bittiği zaman çok sade, aydınlık, tertemiz ve güven duygusunu sonuna kadar veren bir muayenehane olacak.
     Sema’nın tarzı da bu zaten…
     
     Yukarıda dediğim gibi, bana kalırsa, önce kendinizi tanımlayın, sadece kendinizi, mekanda ne istediğinizi değil; detaycı, sade, renkli, hayalci, mantıklı, vs…
     Sonra bir “beyaz kanepe” oluşturun ve oradan tarzınızı belirleyelim; bu bir oyun gibidir. Daha önce oynamamış olduğunuzu düşünüyorum. Ama çok keyifli olacağını da düşünüyorum.
     
Kaynak: Maksimum.com
Google
Google



Reklam vermek için...