keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Mimari
Cam Kaya Kule: Mikimoto Mağazası
      Toyo Ito’nun son binası Japonya’daki Mikimoto Mağazası. Yapı, Ginza kent merkezinde farklı cephesiyle dikkat çekiyor. Leopar desenini andıran dolulu boşluklu cephenin boşlukları renksiz cam, doluluklarıysa beyaz çelikle kaplı. Cephe akşamları değişik renklerle ışıklandırılırken yapı geceleri de çekiciliğini devam ettiriyor.
     
     Japon mimarın bu binası önceki dönem eserleri ile karşılaştırıldığında farklı bir çizgide yer alıyor. Bu aslında Mediatheque binası ile başlayan sürecin devamını işaret ediyor. Bu dönem iki önemli ustanın 20. yüzyıl Japon mimarlığının en seçkin isimlerinden Kazuo Shinohara ve Metabolist kahramanlarından biri Kiyonori Kikutake etkisinde başlamış bir evreydi.
     
     Ito’nun çalışmalarını tek çizgide bir araya getirildiğinde, ilginç bir gerçekle karşılaşıyoruz. White U (1975-6), Silver Hut (1984), Nomad Restorantı (1986) ve Tower of Winds (1986). Son ikisi ardından 1991 yılında daha heyecan verici Tokyo Koyu’nda yer alan Egg of Winds.
     1985 yılında o zamanlar bir yıldız olarak parlamayan genç Kazuyo Sejima’nın ofiste bulunmasının etkilerini göz ardı edilemez. Ito’nun 25 yıllık anımsanır projeleri ve mimari söylemleri etkileyen fikirleri; şeffaflığın ve ışığın şiirselliği, medya örtüsü ve filtresi olarak mimarlık.
     
      Sonrasında Londra’daki Vision of Japan (1191)’den, Hannover’daki Gelecek Sağlık Pavyonları’ndan (2000) ve Vicenza’daki Palladiana Bazilikası’ndaki sergi mekanı tasarımı, bu çalışmalar Ito’nun mimarlık, medya, fiziksel ve dijital dünya arasındaki entegrasyonunu ifade eden en güzel örnekler. Özellikle birçok tasarımcının sıradışı, şaşırtıcı elektronik elemanlarla ilgili konuşurken, Ito’nun mimari tasarımı iyi bir referans olarak karşımıza çıkıyor. Ito hiç konuşmadan sadece inşa ediyor. Yeni ve eski teknolojiyi mimaride bir araya getiriyor.
     
     Bu konu üzerine Ito 1996 yılında şöyle yazmış;
     
     ”Günümüzde çevremizdeki elektronların akışı sert kabuğun içine girerek ve bedenimize ulaşıyor. Böylelikle fiziksel varlığımızın dış dünyayla birbirine bağlı olduğunu bir kere daha fark etmemizi sağlıyor. Aynı bilgisayar ağı gibi. Sert kabuğun tersine biz esnek ve ışıklı medya örtüsüyle korunmaya alıştık. Bu örtü bizi yoğun bilgi akışını kontrol ederek bizi ondan koruyor.”
     
     Gündüz leopar derisini andıran cephe gece renkli ışıklarla aydınlatılıyor. Bu renkli ışıklar çevresindeki binalarda yansıyor. Bir anlamda onu mimar olarak üne kavuşturan tasarımlardan uzak yeni bir evrendeyiz. Burada yumuşak ve ironik formlar beklenilmedik oluyor. Bu teknolojik ve strüktürel bir ustalık denemesi, mükemmelce manga kitabından alınma bir dil ile biraraya getirilmesi. Manevi mekandan başladık ve şu anda Ginza’nın kalbinde bir İsveç peyniri var. Burada en iyi sözü Ito’ya bırakmak.
     
      Bu projede, Tod binasındaki deneyimlerinden faydalanarak aynı sistemle yola çıktığını anlatan mimar bu sefer beton yerine cephede çelik kullandığını söylüyor. Ginza’nın sofistike bir bölge olması sebebiyle, mimarlığı en primitif haliyle ortaya koymak istediğini anlatan Ito, bu açıklamasıyla primitifliğin çok farklı bir anlamından bahsediyor olmalı.
     
     Sözlerine devam eden mimar, cephede 12 mm’lik çelik plakalar kullanmasına rağmen hepsini birbirine kaynakladığınız zaman bükülme eğilimi gösteriyor. Ayrıca bunu çok iyi şekilde yapmazsanız, kaynak noktaları görünüyor. Mükemmel düz bir yüzeyi yaratmak için çok uğraştıklarını anlatan mimar birçok farklı yolu denediklerini söylüyor. Taisei Şirketi ile çalışmanın çok faydalı olduğunu belirten Ito Japon inşaat ustalarının tipik bir davranışı olarak anlatıyor; zor ve imkansız işleri sevdiklerini belirtiyor. Eğer görev imkansızsa, ustaların yoğun bir güç ve enerji harcadıklarını vurguluyor.
     
     Böyle açıklamalar karşısında merak ettiğimiz mimarın önceki açıklamalarındaki yeni teknolojiye, yeni medyaya ne olduğu? Egg of Winds projesindeki ileri görüşler, bilim kurgu senaryolar. Geçmişte hayalgücüyle herkesi şaşırtırdı. Bunlar karşısında mimar artık önemli olanın teknoloji değil insanlarla kurulan iletişim olduğunu söylüyor. Mimarlığın diyalogtan ortaya çıktığını vurguluyor.
     
     Çalışmalarında teknolojinin anlamı ve algısının değiştiğini anlatırken geçmişte teknolojinin görünebilecek şekilde sunulduğunu belirten mimar günümüzde bunun artık değiştiğini söylüyor. Teknolojinin kendi tasarımlarında sakladığı, insanların algılamak için aramaları gerektiğini belirtiyor. Önceleri kimsenin dokunamayacağı, ulaşamayacağı, tutulması imkansız mimarlık düşündüğünü anlatan mimar artık nesne, gerçek üzerindeki fiziksel gerçeklik için çalıştığını belirtiyor. Artık bunun kendisini daha çok ilgilendirdiğini söylüyor. Şimdi ise tekrar işin farklılaştığını söyleyen mimar artık herkesin dokunup hissedebileceği bir mimarlık yapmak istediğini anlatıyor. Tokyo’da gelecek sezon açılacak olan “New Real – Yeni Gerçek” isimli sergide binaların birebir modellerinin yer alacağını böylece insanların binalara dokunup, hissedebileceklerini açıklıyor.
     
     Konuşmalarına devam ederken Le Corbusier ile aralarındaki paralelliğe dikkat çekildiğinde – Le Corbusier’in erken dönem eserleri beyaz villalar ve makineye inancı gözlemliyoruz, ancak geç dönem tasarımları La Tourette, Ronchamp, Paris’teki Jaoul, Chandigarh ile aralarındaki değişim fark ediliyor. Ito sözlerine Corbusier’in bir dahi olduğuyla devam ederken kendinde böyle bir özellik olmadığını söylüyor.
     
     Şu anda İtalya’da projeler üzerinde çalıtığını söylerken bunda çok sevdiği çok farklı bir his olduğunu anlatıyor. Özellikle Luciano Marson ile çalışmayı sevdiğini belirten İto, onun düşündüklerinden daha fazla verdiğini belirtiyor. Bunun Japonya’dan çok farklı olduğunu vurguluyor. Bunun Cecil Balmond ile yaptığı çalışmalara benzeten mimar ona sorular sorduğunda cevaplarının beklediğinden çok daha fazlasını verdiğini anlatıyor. Sadece strüktürden konuşmadığını aynı zamanda bir çok konudan bahsettiğini söylüyor. Onunla çalışmanın kendisine birçok yeni bilgi kazandırdığını anlatıyor. Bu durumda iletişime girilecek doğru insana rastlanmasıyla ilgili olduğunu belirtiyor. Projenin tasarım sürecinin çalıştığın insanlarla değişip gelişebileceğini anlatıyor.
     
     Konuşmaya son verirken Ito mimari yaklaşımı ve yeni teknolojiler üzerine konuşulduğunu ancak kendisinin son günlerde bunlardan farklı konulr üzerine yoğunlaştığını anlatıyor. Aslında bunun normal olduğunu söylerken “İnsanlar büyür, yaşlanır ve tekrar doğaya döner. Herşey torağa döner, bu çok normal” diyor.
     
Kaynak: Arkitera.com
Google
Google



Reklam vermek için...