keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Mimari
Gökkafes ve dünyanın en kötü 10 binası
      Bunu bekliyordum. XXII. Dünya Mimarlık Kongresi için dünyanın dört bir yanından İstanbul'a gelen birbirinden ünlü mimarlar arasından "Bu Gökkafes, İstanbul'a karşı işlenmiş bir suçtur" diyen birileri mutlaka olacaktı.
     Nitekim dün sabah gazeteye gelirken radyoda ilk haberi duydum:
     "Gökkafes çok çirkin bir bina, çünkü hem bulunduğu yerdeki görüntüyü, hem de kent siluetini bozuyor. Hiç kuşkusuz dünya üzerindeki en çirkin 10 binadan biri. İstanbul gibi güzel bir kentte, olduğundan da çirkin duruyor. Amerika'da da böyle çirkin binalar var, ama fark edilmiyor. Bu bina İstanbul'a karşı işlenmiş bir suçtur. Yarın itibariyle derhal bu binayı buradan kaldırmanız süper olur."
     Bu sözler, 10 bin kişinin katıldığı kongrenin yıldız isimlerinden New York Üniversitesi Kentsel Tasarım Bölümü Yöneticisi, Amerikalı mimar Prof. Michael Sorkin'e ait (Özlem Yılmaz, Sabah). Prof. Sorkin, mimarlık dünyasına düşünsel anlamda yön veren isimlerin başında gelen, çok sayıda kitabı olan bir isim.
     
Karşıtlıklar kenti
      Uluslararası üne sahip 3 kuşak mimarların biraraya geldiği kongrede, bizim öğrencilik yıllarımızın Amerikalı ünlü mimar çifti 80'lik Robert Venturi ve Denise Scott Brown da, arkadaşımız Şükran Pakkan'a "Gökkafes, gökten inmiş gibi" demişler:
     "İstanbul'da karşıtlıklar biraraya gelmiş. Mesela bir camiye gidiyorsunuz, tek başına değil, koskoca bir kompleksin bir parçası; sadece bir yapı olarak değil, şehir için inşa edilmiş. Ama tersi de var. Mesela şu an içinde bulunduğumuz otel (Hilton). Bir de tam arkamızda bir yerlerde, buradan çok daha yüksek bir yer var. O yüksek bina (Gökkafes) buradan çok daha kötü. Bu binalar yapılırken, çevre hiç dikkate alınmamış. Mimari yapısını da beğenmedim. Çevresine bakılınca çok yalnız duruyor. Tepeden bakıyor, gökten inmiş gibi."
     
Gökkafes haykırıyor
      Yeri gelmişken 24 metrelik inşaat iznini 134 metreye çıkartarak Gökkafes'e ilk vizeyi veren ANAP'lı Belediye Başkanı Bedrettin Dalan'ın ve 1998'de başbakan olarak RP'li Beyoğlu Belediyesi sınırları içinde olan arazinin, ANAP'lı Şişli Belediyesi'ne intikalini sağlayan Mesut Yılmaz'ın kulaklarını çınlatalım.
     Tüm yasaları çiğneyerek İstanbul'u tam kalbinden hançerleyen Gökkafes, sadece dünyanın bu en güzel kentine karşı işlenmiş büyük bir suç olmakla kalmıyor, o dönemin siyasetçileriyle işadamlarının sıkı fıkı ilişkilerini de, yolu İstanbul'a düşen herkese haykırıyor. O haykırışı duymak için Türkçe bilmek de gerekmiyor.
     Biz Türkler içinse Yılmaz'ın Başbakanlık koltuğunda oturduğu 1998'de, Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı, Hüsamettin Özkan'ın da Başbakan Yardımcısı olduğunu bilmek yeterli!
     
Bırakın kaotik kalsın
      Gökkafes'i bırakıp, biraz da ayağımıza kadar gelmiş dünyanın en ünlü mimarlarının İstanbul hakkında ne düşündüklerine bakalım:
     
     Fransız mimarisinin önemli isimlerinden Odile Decq: "İstanbul karma, kaotik bir kent. Burada kaosu çözmek değil, tam tersine korumak gerekiyor. Çünkü kaos, insanı dünyayla yüzleştirir. Kaotik bir kentte keşif yapma olanağı vardır. İstanbul'un elbette sorunları var, ama küçük düzenlemelerle bunların üstesinden gelinebilir.
     İsrailli hemcinsim mimar Joyce Oron: "Su ve tepelerin buluştuğu yer olan İstanbul kenti müthiş kadınsı. Yapıları ve dar sokaklarıyla eski ile modernin, İslamla Batı uygarlığının bileşkesi olan karmaşık bir kent. İşte kadınsılığı da bu karmaşıklığında, bu bilinmezliğinde...(Özlem Yüzak, Cumhuriyet)
     
Ha stadyum, ha cami!
     
     Dünyaca ünlü Amerikalı mimar Peter Eisenman: "Dünyada mimari turizm diye bir trend başladı. Bölgelerin kalkınmasında ticaret ve mimarlık birarada kullanılıyor. Artık toplumların simgesi haline gelen stadyumlar yapmak çok önemli, çünkü turist sadece futbol için değil, stadyum görmek için de gidiyor.
     Bugün güzel bir stadyuma sahip olmak, çok güzel bir cami ya da katedrale sahip olmak gibi bir şey."
     
Kaynak: Milliyet - 06.07.2005
Meral Tamer
Google
Google



Reklam vermek için...