keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Konut
Zirvedeki milyon dolarlık hayatlar
Kısa bir süre öncesine kadar istenmeyen çatı katları, yeni adıyla penthouse'lar kabuk değiştirerek İstanbullu yuppie'lerin yeni gözdesi haline geldi. Jakuziden terasa kadar pekçok lüks sunan penthouse'ların fiyatları milyon dolarlarla ifade ediliyor.
      Bir dönem 'çatısı akar', 'yazın fazla sıcak, kışın fazla soğuk olur' diye tercih edilmeyen çatı katları kabuk değiştirerek, yuppie sınıfının yeni 'yuvası' haline geldi. Bina içinde yer alan diğer dairelere göre daha büyük ve daha özellikli olarak tasarlanan çatı katları, yeni adıyla penthouse'lar, artık üst gelir grubunun gözdesi. Aslında İstanbul'un yüksek binalara olan ilgisi 1980'li yıllarda başladı. İlk başlarda daha az alanda daha çok kişinin çalışabilmesi amacıyla yükselen yapılarda 'üst sıralara yerleşmek' özellikle son yıllarda statü ve prestij göstergesi haline geldi. Durum böyle olunca, 2005 yılında patlama yaşayan gayrimenkul sektörü de konut projelerinde penthouse dairelere yer vermeye başladı. Üst gelir grubuna yönelik bu daireler, normal daire fiyatlarından çok daha yüksek fiyatlara satılmaya başlandı. Artık İstanbul'un çeşitli bölgelerinde milyon dolarlara penthouse daireler bulmak mümkün. Bu dairelerin fiyatını karşılayabilenler ise daha çok genç yöneticiler, işadamları ya da ünlü doktor ve avukatlar oluyor.
     
Terastan jakuziye
      İçinde Türk hamamından jakuziye, bahçelerden havuza kadar pekçok lüks olanak bulunan penthouse dairelerde rahat etmek isteyenler için temizlik, özel güvenlik gibi hizmetler de sunuluyor. En üst katta yer almaları nedeniyle şehrin genel görünümüne da hakim olan bu dairelerin satışı normal dairelerin satışı bittikten sonra başlıyor.
     
     Çatı katlarının hem dünya hem de Türkiye'deki popülerliği hızla artıyor. Dünya üzerinde birçok inşaat şirketi ve mimar sadece evlerin zirvesi olarak tabir edilen bu bölüm için birbirinden etkileyici tasarımlar geliştiriyor
     Tamamen farklı ve geniş mekan prensibi üzerine geliştirilen çatı katları hem görenlere hem de katın kullanıcılarına benzersizlik hissi aşılıyor. Tabii bu benzersizlik duygusu bedavaya olmuyor. Dünyanın neresinde olursa olsun çatı katlarının fiyatları da aynı mimarileri gibi "benzersiz". Ancak bol sıfırlı fiyatları ödeyebilenleri ise masmavi gökyüzü ve enfes bir manzara bekliyor. Oysa çatı katlarının geçmişteki hikayeleri hiç de öyle düşünüldüğü gibi parlak değildi.
     
Dağcılık eğitimi gerekli
      Yirminci yüzyılın başında, asansörlerin henüz günlük hayata girmediği dönemlerde çatı katları evlerin en ucuz ve en değersiz bölümü durumundaydı. Özellikle New York gibi pekçok yüksek binanın bulunduğu şehirlerdeki çatı katlarına ulaşmak için çok sayıda merdiven çıkmak gerektiğinden buralarda yaşamak oldukça zahmetli bir işti. Hatta öyle ki, bazı binalarda merdivenler üst katlarda bitiyordu. Çatı katına çıkmak isteyenler ise yangın merdivenini kullanmak zorunda kalıyordu. Bu merdivenler binanın dışında bulunduğu için özellikle karlı ve yağmurlu havalarda çatı katına ulaşmak ileri derecede tırmanma becerisi gerektiriyordu. Bu sıkıntılardan dolayı o dönemlerde çatı katlarında (- ki çoğunlukla tavan arası olarak da adlandırılıyordu) genellikle düşük gelir seviyesinden insanlar yaşardı. Asansörün 1920 yılından itibaren yavaş yavaş günlük hayata girmesiyle birlikte çatı katlarının kaderi de değişmeye başladı.
     
Sosyete mekanı oldu
      Büyükşehir ve ardından da metropol oluşumu ile birlikte çatı katları altın çağına girdi. Hızla yükselen binalar, uçsuz bucaksız şehirleri tepeden izleme fırsatı verir hale geldi. Manzara bakımından en avantajlı nokta çatı katı olduğu için kısa bir süre öncesine kadar düşük gelirlilere hitap eden bu bölümler birden yüksek sosyetenin gözde mekanları haline geldi. Bu gelenek günümüzde de devam ediyor. Yapılan araştırmalar dünyanın en pahalı çatı katının New York'ta bulunduğunu gösterdi. Ünlü yatırımcı Martin Zweig'e ait olan çatı katını aslında ne kat ne de daire olarak tanımlamak pek mümkün değil. Zira toplam 3 kattan oluşan 5 bin metre karelik çatı katında, 16 oda, 5 yatak odası ve 7 tane de banyo bulunuyor. New York'ta bulunan 38 katlı The Pierre Hotel'in en üst üç katında bulunan mekanın fiyatı ise baş döndürücü: Tam 70 milyon dolar! Mekan bu fiyatıyla dünyanın en pahalı çatı katlarından biri durumunda. Dünyanın diğer bölgelerinde bulunan çatı katları da, bu kadar olmasa da maliyet bakımından oldukça yüksek seviyelerde bulunuyor.
     
Statü sembolü
      Pahalı çatı katlarıyla ünlü New York'un önde gelen gayrimenkul satıcılarından Brenda Powers en pahalı mekanların alıcılarının genellikle Ortadoğu veya Asya bölgesinden geldiğine işaret ediyor. Son dönemlerde Ruslar'ın da bu kategoriye girmeye başladığını söyleyen Powers şu tespiti yapıyor, "Müşterilerimizin ülkelerinde işleri yolunda gidince mutlaka buraya, New York'a gelip yatırım yapıyorlar. Pahalı mücevher, gayrimenkul ya da lüks otomobiller alıyorlar. Artan talep karşısında New York'ta süper lüks ev veya rezidans kalmadığı için birçok beş yıldızlı otel, içerisinde birbirinden pahalı dairelerin bulunduğu dev yerleşim birimlerine çevrildi. Bu trend hâlâ devam ediyor". Sektörün uzmanları insanların çatı katları için bu kadar yüksek bedel ödeme arzusunu ise şöyle açıklıyor: "Çatı katı alanlar statülerini sembolize edecek mekan arayışında olan insanlar. Eh, bu beklentinin de bir maliyeti oluyor tabii...
     
     " Gerçekten de farklı olmanın bir maliyeti var. Bir şehirde sayısız ev, daire veya apartman bulmak mümkün. Ancak çatı katı sayısı, hele hele nitelikli çatı katı sayısı oldukça sınırlıdır. İşte "sınırlı sayı" ve özel olma duygusu bu tür mekanların faturasını kabartan nedenlerin ana kaynağı olarak ortaya çıkıyor. İşin içerisine bir de spekülasyon girince fiyatlar uçup gidiyor.
     
Kaynak: Sabah
Google
Google



Reklam vermek için...