keyifli alışveriş. DEKOPAZAR
Koleksiyon
Tarihe ışık tutan köşk
Anadoluhisarı'nın sırtlarında yer alan ve 1962'de yanan Çelebizade Sait Bey Köşkü, 1992'de eski haline bağlı kalınmak kaydıyla hayata döndürülmüş. Köşk, birbirinden ilginç antika koleksiyonlarıyla da dünle bugün arasına bağdaş kurmuş gibi...
      Boğaziçi'nde, Anadoluhisarı'nın sırtlarından birinde, 6,5 dönüm arazi üzerine konumlanmış Boğaz'a nazır bir köşk: Çelebizade Sait Bey Köşkü. Yapım yılı kayıtlarda 1902 olarak geçmekte. 1962 yılındaki elim yangına kadar dimdik ayakta duran köşk, ilk sahibi Çelebizade Sait Bey zamanında çok önemli olaylara tanık olmuş. 1920 ve 1930'lu yıllarda Fenerbahçeli sporcuların, yöneticilerin ve Türk spor aleminin unutulmaz isimlerinin uğrak yeri olmuş ve "Bizim Şato" diye adlandırılmış. Anadoluhisarı'nda, büyük bir bahçe içindeki tarihi köşkte, bir ezeli rekabetin ardından kazanılan kupa, birkaç saat sonra, Fenerbahçeli ve Galatasaraylı futbolcular arasında,galip-mağlup demeden elden ele geçmiş.
     
      Fenerbahçe camiasının çok yakından tanıdığı, uzun yıllar yöneticilik ve spor spikerliği yapmış Çelebizade Sait Bey'in 1953'te ölümünün ardından köşk, 1955te armatör Mustafa Paksoy tarafından satın alınmış. Dört katlı köşkün, 1962 yılında tamamen yandığı've 90'lı yıllara kadar harap vaziyette bulunduğu biliniyor.
     1992 yılında eski haline bağlı kalınmak kaydıyla, köşkün bugünkü sahipleri Benan-R. Sertaç Kayserilioğlu tarafından restorasyon başlatılmış. Köşkün restorasyonu mimar Üstün Faga ile Ender Erkorur'a ait. Restorasyon sırasında köşkün iç mekan organizasyonu yeniden değerlendirilerek, zemin kat yatak odalarına, giriş kat ise salon ve mutfağa dönüştürülmüş.
     
     Salondan demir ferforje tırabzanlı bir merdivenle ayrılmış asma katta tıp doktoru, araştırmacı-yazar R. Sertaç Kayserilioğlu'nun devasa arşivi ve antikalarla dolu çalışma odası bulunmakta.
     Köşkte ilk dikkati çeken hemen girişte bulunan ve istanbul'un farklı sokaklarından toplanmış emaye sigorta levhaları. 1870'li yıllarda istanbul'da sur içinde bulunan ahşap evlerin sık sık yangınlarla yok olması üzerine, hali vakti yerinde ev sahipleri, yabancı sigorta şirketlerine evlerini sigortalatır, sigorta şirketinin adının yazılı olduğu levhaları giriş kapılarının yanına asarlarmış. Parası olmayanlar ise, 30 paraya pazardan aldıkları başka bir levha asarlarmış: "El hıfz-ı Allah" (Allah korur).
     
      Sigorta levhalarının yanı sıra giriş kapısının hemen yanındaki duvar, İstanbul'un eski sokak adlarının ve hane numaralarının yazılı olduğu sokak levhalarıyla donatılmış.
     
      Bu duvarın devamında ise, yüzlerce tarihi tuğla kullanılmış ve üzerine tuğlayı imal eden ustaların adları Osmanlıca harflerle yazılmış; böylece bir anlamda markalanmış. Yaklaşık bir asırlık bu tuğlalar, kim bilir istanbul'un hangi yapılarında yer almışlardı. Tarihe meydan okurcasına hala yaşıyor, hala görevlerini yapıyorlar.
     Eski istanbul yaşamını hatırlatacak biçimde dekore edilen mekana, Kayserilioğlu'nun yıllardır topladığı eserler farklı bir ruh kazandırıyor. Bunlardan en önde geleni, kuşkusuz duvarlardaki Osmanlı fermanları; tarihleri 1593-1922 arasında değişiyor. Beratlı, tezhipli ve Hatt-ı Hümayun'lu fermanların kimi başarı ve kahramanlıktan dolayı ödül ve bağışı, kimi ölüm cezasını haber vermekte. Fermanların üst kısımlarında padişahın elinden çıkma "Olduğu gibi yapıla" emri yer alıyor,
     Evin belki de en dramatik ve en hayret verici parçalarından biri, 1890 -1905 yılları arasında kullanılmış, bir eşi daha bulunmayan atlı tramvay levhası. Levhanın direk kısmına kabartma olarak ay yıldız işlenmiş. Bu parça Sertaç Kayserilioğlu tarafından yıkıntıların arasında bulunmuş, özenle restore edilmiş ve yeniden hayata döndürülmüş,
     
      Başka bir köşede, 1920'li yıllardan kalma bir gemi tele-fonu yer alıyor. Modern hayatın iletişim araçları yanında, ev sahibi tarafından çalışır duruma getirilmiş. Bu da Kayserili-oğlu ailesinin eskiyi sadece süs eşyası gibi kullanmak yeri-ne, hayatlarına katma çabasını gösteriyor.
     
     Salonun koltuklarından biri, muhtemelen "Orient Express"e ait. Bu kompartıman koltuğu, bir antikacıdan satın alınmış. Bu koltuğun hemen yanında, Krauss Stuttgard patentli, 1890 tarihli demir çapraz bir piyano yer almakta. Piyanonun en dikkat çekici ve ilginç parçaları ise, demir şamdanları.Oturma odasının diğer bir köşesinde, ahşap camlı bir dolabın içinde, bullalar, ok uçları, mühürler ve sikkelerle dolu küçük bir arkeoloji koleksiyonu var.
     
      Ev sahibinin 10 yaşındayken pul toplayarak başlayan koleksiyon merakı, artık hayatının en önemli uğraşısı haline gelmiş. Başarılı meslek hayatının yanı sıra, zamanının büyük kısmını yeni parçalar toplayarak ve bu parçaların hikayelerini araştırarak geçirmekte. Sadece biriktirmekle kalmıyor,edindiği bu parçaları araştırıp hikayelerini kaleme alarak onları ölümsüzleştiriyor.
     
     Tramvay,sinema biletleri, pasolar ve kartpostallar, her biri ayrı bir koleksiyon... Çalışma odası olarak düzenlenen asma kattaki kütüphanede dolaşırken, ahşap dolapların içinde; gelin, çayhane, 19 Mayıs gösterileri, cumhuriyetin 10. yılı, Kadıköy, istanbul, gece, çocuk, sünnet, aile fotoğrafları,"istanbul'da kış", "Oyuncaklar" ve daha nice başlıklı albümlerde toplanmış.
     Albümlerin içindeki binlerce kartpostalda ise bir kentin belleği bulunmakta. Neredeyse her kartpostalın bir hikayesi var.Birinci Dünya Savaşı sırasında cepheden, analara, babalara, eşlere ve sevgililere atılan duygu yüklü, posta damgalı kartpostal koleksiyonu, BBC TV Channel 4 tarafından hazırlanan "1.Dünya Savaşı Belgeseli"nde yer almış; jüri tebrikleri ve atın madalyayla ödüllendirilmiş.
     
      Tıp doktoru, araştırmacı-yazar R. Sertaç Kayserilioğlu tarafından hikayeleri birçok dergide yayımlanan bu büyük koleksiyon, geçmişe duyulan özlemin ve değerin bir göstergesi; bugünden eskiye uzanan bir köprü, istanbul'un yaşam tarihine kısa bir yolculuk...
     
Kaynak: Homestyle dergisi / Sayı: 18 Mayıs - Haziran 2003
Google
Google



Reklam vermek için...